İşte oldu, beklenen son beklenmeyen zamanda çaldı kapımı. Delikten baktım aslında açmadan kapıyı, ama evde yokmuşum gibi yapamam ki, biliyor içeride olduğumu. Hem çok güçlüyüm ben, açarım kapıyı, tamam derim ve yüzleşirim kaçtığım onsuzlukla başetme korkumla. Ama istemiyor işte içim, bitmesin, kalsın hayatımda, gitmesin istiyor sol yanım. Sol yanıma hükmeden aklım olmaz diyor. İstenmediğin yerde durma, çık ve hiç sevmemiş gibi git. Gururlu ol biraz. Eğilme, bükülme. Nasıl olsa bir gün anlar varlığının kıymetini. O zaman dönmek ister. Peki ya arada sensiz geçen günler, geri gelecek mi? Tamam dönmek istedi, ben isteyecek miyim? Of, açtım işte kapıyı, ne olacaksa olsun dedim. ve işte oldu. Ayrıldık. Eve dönüyorum şimdi, zihnim karma karışık. Durulsun istiyorum, kabullenip, yoluma devam etmek istiyorum. Ama içim nasıl da acıyor. Gözüm telefonda belki vazgeçer, arar, dön, pişman oldum der. Dönmez ki, biliyorum.. Evdeyim işte, birileri bişeyler anlatıyor, dinliyormuş gibi yapıyorum, ama aklım hala ayrıldığımız son cümlede kaldı. Getirememişim ki onu yanımda, sadece bedenim gelmiş eve. Farkediyorum. Yatağa girmeye korkuyorum, uyuyamazsam ya? Yatağımdayım, yalnızım, karanlık.. Ağlıyorum, neye peki? Bilmiyorum, sadece ağlıyorum; ama sessizce, kimse görmesin ne kadar üzüldüğümü, duymasın içimdeki depremin sesini, altında kalayım o enkazın ve sabaha uyanmayayım istiyorum.
Yokluğunun başında sandım ki nefes aldıkça ben bu bedende hiç geçmeyecek içimdeki sızı, acı; hiç dolmayacak giderken senin bıraktığın boşluk. Her gece yatarken hala seni düşünüyor olmanın çaresizliği vardı, her sabah yine senin yokluğunla dolu bir güne uyanmanın sıkıntısı aklımda..
Neden geçmiyor diyordum içimdeki sızı ve bunu düşünüp cevap bulamadıkça içim daha da ıssızlaşıyordu.
Çare olur ümidiyle ben de herkes gibi ilk önce zamanın kapısını çaldım. “Al beni içeriye, özlemimin yarattığı acıyı geçir nolur, dayanamıyorum, daha hızlı ak, geç git hemen, unuttur bana yokluğunu, sil hafızamda biriken tüm anıları, O’nu özlememe sebep bütün duyguları” dedim. Bir gün, iki gün, üç gün… Üstelik azalmasını beklerken ben özlemim, artıyordu her yeni günle.
Meğer zaman için benim bir ayrıcalığım yokmuş ki diğer insanlardan. Ben de herkes gibiymişim onun içinde. Arkadaşlarım, hep aynı cümleler.. Zamanla geçer, sen neleri bıraktın arkanda.. Bilmiyorlarki çoktan çaldım zamanın kapasını ve hala bekliyorum önünde, içinden akıp geçmeyi.. Bekleyemiyordum işte! İyi anılarla, O’nun yokluğunun sebep olduğu kötü duygular her gün savaşıyordu zihnimde. Gidişini kabul etmeyen yalnızlığım nefretle, yarım kalmış aşkım hasretle, huzuru ve güveni bulduğum sevgim değersizlikle çarpıştıkça, kalbim çırpınıp duruyordu.
Sonra kitapların kapaklarını araladım, nedenlerime cevap bulurum diye.. Ama nedenlerin ne olduğunu ben de bilmiyordum ki! aradığımı nasıl bulayım?
Yürüdüğüm yollarda, gittiğim mekanlarda cellatını arayan suçlu gibi bakıyordum etrafıma, korkuyordum çünkü onu uzaktan görüp, varlığında gözlerimi alamadığım gözlerine, hiç tanımıyormuşum gibi bakmanın acısıyla yüzleşmekten..
Yokluğunun ıssızlığı öylesine işlemiş ki içime, seni bulmak ümidiyle rüyalara kapadığım gözlerimi, varlığında tek bir bakışınla ısınan yüzümde, yokluğunda gözümden akan yaşlarla ıslanmış açıyordum gece yarısı uyandığım kabuslarda. Gündüzleri zihnimi yoran yokluğun yetmezmiş gibi, geceleri de kabusların ardından Bedenimi gecenin bir yarısı, susamış, terlemiş yokluğunla boğuşmaktan bitkin düşmüş buluyordum.
Hayat akıp gidiyordu evet! Sensiz de yürüyordu herşey olması gerektiği gibi. Ama eksiktim işte, varken yüzüme ılık ılık vuran büyüleyici rüzgarın, yokken tufana dönüşmüştü işte, savuruyordu içimi, nereye çarpıp duracağını bilmeden öylece gidiyordu ve ben çaresizce izliyordum. Elimden başka birşey gelmiyordu çünkü..
Zamanın önünde beklediğimi sanıyorken ben, aslında çoktan girmişim meğer içeri, akıp geçiyormuş ama ben anlamıyormuşum beni nasılda ince ince onardığını..
Sonra bir sabah, yokluğundan sonra ilk defa aklımda seninle uyanmadığımı farkettim. Evet dedim işte, geçiyor acı, iyileşiyor kalbim, umut minicik bir filiz verdi hiç bitmeyecek kışın ortasında sanıyorken kendimi.
Şimdi bahardayım, kış bitti; sert, soğuk geçti ama bitti. Ben atlattım, iyileştim. Şimdi hangi kış korkutabilir beni, Baharın geleceğini biliyorken ben…