+90 (362) 437 19 19
Hemen Arayın
+90 (553) 777 19 19
WhatsApp

Kaç, Savaş, Don: Zihnin Hayatta Kalma Oyunu

Kaç, Savaş, Don: Zihnin Hayatta Kalma Oyunu

İnsan, Korkunun Gölgesinde Yaşar

İnsanın doğasında üç kadim refleks vardır: kaçmak, savaşmak ve donmak.
Bu tepkiler, bir zamanlar hayatta kalmamızı sağladı; ormanlarda, vahşi doğada, bedenimizi korudu.
Fakat zaman değişti, tehlikeler biçim değiştirdi. Artık bizi tehdit eden şey bir yırtıcı değil, bir kelime, bir bakış, bir sessizlik.
Başarısızsın. Yetersizsin. Olmadı. Bu cümleler bir aslanın kükremesi kadar güçlüdür; çünkü zihin için ikisi arasında fark yoktur. Tehlike, tehlikedir.

Beyin, asırlardır aynı alarm sistemini kullanır. Bu yüzden modern insan, fiziksel değil, anlam düzeyinde savaşır.
Ve her biri hâlâ aynı üç tepkiye sığınır; kaçmak, savaşmak ya da ölü taklidi yapmak.
Artık ormanda değiliz ama zihnimiz hâlâ ormanda yaşar.

Soyut Tehditler, Somut Tepkiler

İnsanın zihni, soyut kavramları da somut gerçekler gibi algılar.
“Toplum”, “başarı”, “onay”, “değer”, “aşk”, “saygı”…
Hepsi görünmezdir ama etkileri beden kadar gerçektir. Çünkü insan sadece bedeniyle değil, algısıyla yaşar.

Birisi seni eleştirdiğinde, beyin bunu bir kaplan saldırısı gibi kaydeder:ç.
Kalp hızlanır, kaslar gerilir, nefes kesilir.
Yani “yetersizsin” sözü, sinir sisteminde bir hayatta kalma alarmı yaratır.
İşte bu anda üç eski refleks yeniden devreye girer ama artık bedende değil, zihinde oynanır.

Kaçmak, artık koşmak değildir; görmemek, duymamak, inkâr etmektir.
Zaten istememiştim. Bu sistem bozuk. Benim suçum değil. 
Zihin, gerçeği inkâr ederek korkudan korunmaya çalışır. Ama kaçtığı şey dış dünya değil, kendine ayna tutan yüzleşmedir.

Savaşmak, artık silahla değil, kelimeyle olur. İnsan onayla kavga eder, gösterir, kanıtlar, yarışır.
Başarısını başkalarının gözüyle ölçer.
Kendini görünür kılarak var olduğunu sanır. Ama bu da bir savunmadır; çünkü içten içe hâlâ “yetersizim” korkusuyla savaşmaktadır.
Oysa savaşı kazandıkça yenilir; çünkü düşmanını dışarıda sanır, oysa düşman içerdeki değersizlik hissidir.

Donmak, artık hareketsizlik değil,
duygusal felçtir. Bir şey yapmak ister ama yapmaz, konuşmak ister ama susar, hata yapmaktan korktuğu için hayatın ortasında donar.
Sanki görünmez olursa kurtulacağını sanır. Ama o anda yaşayan biri değil, yaşar gibi yapan biri hâline gelir.
Bu, varoluşun en sessiz ölümü, ölü taklididir.

Toplumsal Ayna: Görünmez Sürü, Görünür Korku

Toplum soyut bir kavramdır ama,
etkisi en somut korkulardan daha güçlüdür.
İnsanlar toplumun gözünde sevilmek, kabul edilmek, alkışlanmak isterler.
Çünkü beyin bunu hayatta kalmakla eş tutar.
Bir topluluktan dışlanmak, ilkel beyin için “ölüm” anlamına gelir.

Bu yüzden başarısızlık utanma doğurur,
utanç sessizliğe, sessizlik donmaya,
donma da “başarısızlık döngüsüne” dönüşür.
İnsan bu döngüde bir ileri bir geri savrulur.
Toplumun onayına bağımlı hâle gelir; kendini değil, imajını yaşar.
Kurtlar yok olmuştur, ama onların yerini bakışlar almıştır.

Fark Etmek — İlkel Zihinden Bilinçli Zihne

İnsan artık kaçmamalı, savaşmamalı, donmamalı.. Önce fark etmeli..
Çünkü farkındalık, zihnin “dur” deme gücüdür.
Biri seni eleştirdiğinde, bedenin gerilirse fark et: Beynim şu an ölüm sanrısında.
Oysa bu yalnızca bir kelime.
Kelime öldürmez; anlam öldürür.
Anlamı değiştirdiğinde, tepki de değişir.

İşte farkındalık budur: Kaçarken kalabilmek, savaşırken susabilmek, donarken nefes alabilmek.
Bu an, ilkel zihinden bilinçli varoluşa geçiştir.
Artık insan sadece hayatta kalmaz,
yaşamaya başlar.

Ve belki de bilgelik dediğimiz şey budur:
Kaçmak yerine bakmak, savaşmak yerine anlamak, donmak yerine yeniden hareket edebilmek. Çünkü gerçek özgürlük, dış tehditleri değil,
iç refleksleri tanımaktan doğar.

Özlem MAMA
Sosyolog - Aile Danışmanı

Paylaş: