Kategori: Aile Terapisi

Ben Dili

Ailenizin üyelerinden herhangi birisiyle tartışmadan konuşmayı başaramıyor musunuz?

Tartışmak istemiyorsunuz ama aranızdaki konuşma eninde sonunda tartışmayla mı sonuçlanıyor.

Bir de bakıyorsunuz öfkelenmişsiniz ya da karşınızdakini öfkelendirmişsiniz.

Üstelik nasıl bu noktaya geliverdiğinizi anlayamıyorsunuz bile.

O zaman ya iletişim engelleriniz var ya da ben dili kullanmayı bilmiyorsunuz.

İşte Ben Dili formülü:

………yaptığın zaman,
ben…………hissediyorum
.……….istiyorum.

Önce çatışmanızın nasıl başladığını anlamaya çalışalım:
Eşiniz evde yemeğini yedi ve televizyonun başına oturdu. Siz de bu durumdan şikâyetçisiniz. Her seferinde şikayetinizi dile getiriyorsunuz, ancak sonuç bir türlü değişmiyor.

Sen dili: Kapat şu televizyonu. Sana kaç kere söyledim biraz benimle ve çocuklarla ilgilen diye.

“Sen” mesajıyla bir cümleye başladığınızda
(“Sen şöylesin.”, “Sen böylesin.”, “Böyle yaptın.”, “Böyle söyledin.”, “Böyle konuşmayı bırak!”, “Kes şunu!” vb.) karşınızdaki kişi kendini suçlanmış hissedebilir, kendisine değer verilmediğini düşünebilir, kendini savunma ihtiyacı duyabilir. Bu da konuşmanın karşılıklı suçlamalar ve anlayışsızlık içinde devam etmesine, sonuçta da karşılıklı öfke uyanmasına sebep olur. Üstelik esas konudan uzaklaşılır ve çatışmanın başlama nedeni çözülemediği için, bu konu ileride de sorun olmaya devam eder.

Yemekten hemen sonra televizyonun karşısına geçtiğin zaman, kendimi yalnız ve değersiz gibi hissediyorum. Benimle ve çocuklarla vakit geçirmene ihtiyacım var. Yemekten sonra biraz birlikte vakit geçirdikten sonra televizyon izlemeni istiyorum.

Bu cümlede “ben dili” kullanıldığı için, kişi kendisini suçlanmış hissetmez. Böylece esas konudan uzaklaşmadan dinlemeye devam eder. Cümlenin yükünü kendi üzerinize aldığınızda (“Ben üzülüyorum.”, “Kendimi kötü hissediyorum.” vb.) karşınızdaki kendinde bu durumu düzeltmek üzere bir sorumluluk hissetmeye başlar. Üstelik son cümlede ne istediğinizi net bir şekilde söylediğiniz için, çözüme doğru bir adım atmış olursunuz.

Ben dilini kullanmayı denemeniz hayatınızda bir çok çatışmayı önlemenizi sağlayabilir.

 

Aşk Acısı

Terkedilmek ve aranmamak dünyanın sonu değil dimi? Olabilecek en kötü şey nedir? Biraz acı çekmek, ağlamak, üzülmek, özlemek, gözler telefonda beklemek. Tüm bunlar ayrılık sonrasında ortaya çıkan çok insani durumlar. Ayrılıktan hemen sonra hiç ayrılmamış gibi hissetmeyi bekliyorsak, yanlış yapıyoruz. Çünkü bu yaşanması gereken bir süreç. Bu durumla savaşmak yerine kabul edip sürecin geçmesini beklemek gerek. Çünkü mutlaka geçecek. Hala geçmedi, geçiyor mu, geçecek mi diye sürekli kontrol edersek, geçme süresini uzatırız.

Aşk acısı ya da terkedilme durumuna basit bir formülle bakmaya ne dersiniz?

Sevgilimin peşimden geleceğine inanıp, ona azcık gününü göstermek için terketme oyunu oynamanın sonucunda blöf yapıp, rest yapan sevgilinin arkasında kalan terkedilme durumuna farklı bakalım;

Akılcı olmayan düşüncelerimden arınmaya çalışıyorum, yani başedebilirim bence 🙂

Hem bu benim seçimimdi ve sonuçlarına katlanmam gerek. ve hala doğru olanı yaptığıma inanıyorum. Sadece bu durumla yüzleşmek biraz can sıkıcı bir süreç, ancak geçici bir durum, bunun da farkındayım. tecrübeler, deneyimler insanı arındırıyor, nerden baktığına bağlı yani.

Kimse beni onaylamak zorunda değil. Eski sevgilim onaylamasa da ben kendimi kabul edebilirim. Seçimlerim her zaman beni doğruya ulaştırmayabilir, ancak bunu deneyerek öğrenebilirim. Hiçbirşey de dünyanın sonu değil, ben son nefesimi verene kadar, yani yaşamaya, deneyimlemeye, öğrenmeye, arınmaya, bilgeliğe, hatalara, seçimlere devam…

Terkettim, peşimden geleceğine inanarak, ama gelmedi ve terkedildim.

ATTIM SEVGİLİMİ, DÖNERSE BENİMDİ, DÖNMEZSE ZATEN HİÇ BENİM OLMAMIŞ Kİ…
A (Olay )terkedilmek ————–
B(İnanç sistemim)—————
C (tepki )—————-

A= terkedilme olayı
B= Benim akılcı olmayan inançlarım, terkedildiğim ve aranmadığım için değersizim
C= Tepki — Öfke, mutsuzluk, değersizlik, başarısızlık ve umutsuzluk hissi.

Kısaca formüle bakıldığında, benim akılcı olmayan inanç sistemim, tepkime neden oluyor; yani terkedilme olayı değil, olaya yüklediğim anlam beni yanlış düşüncelere sevk ediyor. Aslında olay çok basit, onu karmaşık hale getiren benim inançlarım, algılarım, olaya yüklediğim anlam.

Bu durumda yapılması gereken ne? Akılcı düşünmek; ben de terkedilebilirim, bu bir deneyim, dünyanın sonu değil, terkedenin beni onaylaması, beklentilerimi yerine getirmesi gerekmiyor. Bunları yapmaması onu kötü bir insan yapmaz. Terkedilmek kötü olabilir, ancak bununla başedebilirim. O beni terketse de ben hala varım, varlığımla değerliyim. Onu olduğu gibi kabul ediyor ve bundan sonraki bensiz yaşamında ona mutluluklar diliyorum.

Aşk acısı mutlaka geçer, doğru beklentide olmak, yani geçeceğine inanmak işin püf noktası.

 

Aile İçi İletişim 2. Bölüm

Aile İçi İletişimi Güçlendirecek Öneriler

Her akşam evde bir araya geldiğinizde ailenizin üyelerine günlerinin nasıl geçtiğini sorun.

Ailenizin her bir üyesine haftada en az dolu dolu bir saat ayırmış olduğunuzdan emin olun.

Canınızı sıkan bir konu olduğunda bunu ailenizin üyelerinin görüşlerine açın ve onların tavsiyelerine kulak verin.

Her hafta belirli bir gün ve saatte tüm aile bir araya gelmeye ve aile konseyi oluşturmaya gayret edin. Bu gün ve saatte ailenin tüm bireylerinin haftayla ilgili görüşlerini alabilir, sizden istek ve beklentilerini dinleyebilir, siz onlara kendi istek ve beklentilerinizi sunabilirsiniz.

Her hafta ailece bir arada yapabileceğiniz birtakım etkinlikleriniz mutlaka olsun.

Ailenizdeki her bireyin görüşlerini, ihtiyaçlarını, değerlerini, ilgilerini ciddiye alın ve onlara saygı gösterin.

Ailenizden hiç kimseye asla kötü söz söylemeyin, kötü davranışta bulunmayın.

Ailenizin üyelerine verdiğiniz sözleri her zaman tutun.

Hâlinizle, tavrınızla, yaklaşımınızla, olgunluğunuzla ailenizin bütün üyelerinin izinden gitmek isteyeceği bir örnek olun.

Ailenizin üyelerinin sizi eleştirmelerine izin verin.

Ailenizin üyelerinin bireyselliklerine saygı gösterin. Özellikle ergenlik çağında bunun doğal bir ihtiyaç olduğunu dikkate alın.

Ailede Sağlıklı İletişim Yolları 1. Bölüm

Güçlü ve sağlıklı ailelerin en önemli özelliklerinden biri, sağlıklı iletişim konusundaki yetenekleridir. Sağlıklı aileler birbirleriyle daha açık, daha net, daha sık ve doğrudan iletişime geçerler.

Sağlıklı Aileler;

Birbirleriyle daha açık, daha net, daha sık ve doğrudan iletişime geçerler.

Birbirlerinin söylemeye çalıştıklarını dinlerler.

İmalarda bulunmaz, kötü söz söylemezler.

Acı, sevinç, üzüntü, keder gibi durumları paylaşır, birbirlerine saygı duyarlar.

İletişim sadece sözel ifadelerden oluşmaz. Yüz ifadesinin, Jest ve Mimiklerin, Beden duruşunun, Ses Tonunun, O andaki duygunun ne olduğu da iletişimi tamamlar.

İletişimde sağlıklı olan;

İmada bulunmadan;

Söylenecek şeyi karşı tarafa saldırmadan;

Canını sıkanın ne olduğunu doğrudan, net ve dürüstçe söylemektir.

En yıkıcı sözsüz iletişim örneklerinden birisi sessizliktir. Karşı tarafın söyledikleri karşısında sessiz kalmak:

seninle ilgilenmiyorum,

senden sıkılıyorum,

senden nefret ediyorum,

sana öfkeliyim,

sana düşmanım gibi mesajlar verir.

Dinlerken yargılama, eleştirme gibi bir huyunuz varsa bundan vazgeçin.

Karşınızdakinin yaşadıklarını daha iyi anlamaya; ne hissettiğini, ne tür duygular içinde olduğunu tıpkı onun gibi hissetmeye çalışın.

Karşınızdaki kişiyi, anlatmak istediğini tam olarak doya doya anlatabilmesi için cesaretlendirin.

Bunun için en iyi yol sessiz kalmayı becerebilmektir. Bunun yanı sıra baş sallama veya “hı hı” vb. ünlemler yoluyla da “Seni dinliyorum.” mesajları verilebilir. Bu, anlatanın kendini rahat hissetmesini ve böylece daha kolay açılabilmesini sağlar.

Karşınızdaki kişinin ne söylemeye çalıştığını anlamaya gayret edin.

Mutlu Değilim

Son zamanların en popüler sorunu, “mutlu değilim”. Mutlu olmadığını düşündüren nedir sana ey insan!? Peki ya mutlu olduğunu nasıl anlıyorsun? Ne senin mutluluk tanımın?

Sürekli bir iyi hissetme hali midir bunun cevabı? Eğer cevabın buysa yanlış bir beklenti içindesin, çünkü sürekli iyi hisseder olamazsın.

Mutluluk, ihtiyaçlarının karşılanması halinde beklentilerinin gerçekleştiğini gördüğün an hissettiğin geçici bir duygu sadece.

Hadi baştan başlayalım. Sor kendine, nedir ihtiyaçların karşılanması gereken? Şimdi bu ihtiyaç listeni önem sırasına koy. Tekrar sor kendine, birinci sıradaki ihtiyacımın benim için anlamı nedir? Ona ihtiyaç duyduğuma neden inanıyorum? Bu ihtiyacımı karşılayamazsam ne olur en kötü ihtimalle? Sırayla her ihtiyacına tek tek bu adımları uygula. Hepsine cevap verdiğini varsayalım.

Asıl soru geliyor kendine soracağın. İhtiyacımı karşılamak için ben ne yapıyorum? Onu elde etmek için yeterli çabayı verdiğime gerçekten inanıyor muyum?

Her yolu denediğine, her açıdan baktığına gerçekten eminsin diyelim. Ne olur? O ihtiyacın karşılanmazsa sana ne olur? En son geldiğin nokta üzülürüm oldu. Üzüntü, bir duygu aynı mutluluk gibi. Üzüntünle başedemez misin? Onunla başetmek için ne yapmalısın? Şimdiye kadar yaptıklarından farklı ne yapmalısın?

İhtiyacın olan şey sende gizli, kendine sorduğun sorularda ve bahanesiz cevapların ardında saklı. Doğru açıdan bakarsan görebilirsin gerçekten neye ihtiyacın olduğunu.

Mutluluk da diğer hepsi gibi sadece bir duygu ve hiçbir duygu sürekli kalıcı değil. Üzüntün geçtiğinde neden üzgün değilim diye sormadığına göre, mutluluğun geçtiğinde de neden mutsuzum diye sorma kendine. Sadece duygunu yaşa.

Ne beklediğini bilmezsen, gerçekleşeni farkedemezsin.

Özlem MAMA

Biz Olabilmek

Biz seninle hayat yolunu birlikte biz olarak yürümeyi seçtik. İki farklı yol, iki farklı ben, biz yolunda birleştik. Benim yürürken arkamdan getirdiklerimle, senin arkandan getirdiklerin çok başkaydı. Ben senin ben gibi düşünmeni beklerken, sen benim sen gibi düşünmemi bekledin, ama aynı yolda aynı tecrübelerle büyümemişken nasıl düşünebilirdik ben gibi sen gibi?

Biz gibi çıktığımız yolda benleri geride bıraktık sanmışız, nasılda yanılmışız..

Biz diye çıktığımız yolda benlerimize saygı duymalıymışız aslında.
Benim benimle, senin benin uzlaşınca, orta yolda buluşunca biz doğuyormuş, yeni bir kimlik çıkıyormuş evlilik yolunda.

Bu kimliği yoğuran, olgunlaştıran, geliştiren de sendeki benle bendeki benin sahip olduklarıymış, geçmişten getirdikleri tecrübeleriymiş ve ne kadar da çok değerliymiş, yeni kimliğimizle var olmamızda.

Biz olmak, ikimizinde beninin olduğunu yoksaymamakmış aslında.

Gel benlerimiz savaşmasın, kabul görsün; benim benim seni, senin benin beni olduğumuz gibi kabul etsin; değiştirmeye çalışmasın, çünkü benliklerimizin ilişkimiz içindeki bizde, varolduğunun kabul edildiğini bilmeye ihtiyacı var.

Ben senin benini sevdiğim için sen de benim benimi sevdiğin için çıktık bu yola, bırakalım da “biz”imiz benlerimizi değiştirmesin, incitmesin, yaralamasın.

Boşanma ve Çocuk

Boşanma, ebeveynlerin ve çocukların büyük ölçüde etkilendikleri bir olaydır. Bu kapsamda incelendiğinde süreçte tüm aile ve çevresine oldukça büyük iş düşmektedir. Boşanma vakalarında ebeveynler çocuklarla yakından ilgilenmeli ve çocukların bu durumdan en az seviyede olumsuz etkilenmeleri için yoğun çaba sarf etmelilerdir.
Boşanma çocukların zihinlerindeki aile kavramını büyük ölçüde etkiler. Yapılan araştırmalarda boşanma sonrası çocukların yaşadıklarını araştırmacılar dört aşama olarak ele almışlardır. Bu aşamalar sırasıyla; üzüntü aşaması, kızgınlık aşaması, korku aşaması ve karmaşıklık aşamasıdır.
Üzüntü aşamasında çocuklar boşanma sonrası evden ayrılan ebeveynini kaybettiklerini düşünürler. Bu çocukta oldukça üzüntü veren bir durumdur. Bu aşamada bazen ebeveynler veya bazı aile büyükleri çocuğun üzülmemesi için bir takım yöntemlere başvururlar. Ancak bu doğru değildir. Bu aşamada çocuğun üzüntüsünü yaşamasına ve bunu dile getirmesine izin verilmelidir.
İkinci aşamada çocuklar kızgınlık yaşarlar. Ebeveynlerine boşandıkları için öfke duyarlar. Bu kızgınlık bazı durumlarda sadece ebeveynle de sınırlı kalmaz.
Üçüncü aşama olan korku aşamasında çocuk kendinin bundan sonra ne olacağının korkusunu yaşar. Ebeveynlerinin boşandıktan sonra onunla ilgilenmeyeceğini, ortada kalacağını gibi düşünceler çocuğa hakim olur.
Son aşama ise karmaşıklıktır. Çocuğun zihni bu aşamada tam bir curcunadır. Çocuk nereye ait olduğunu tam olarak bilemez, resmen iki arada kalmıştır. Bu hem anne tarafı ve baba tarafı anlamında iki arada kalma olabilir, hem de annem sevilmeyecek bir insan mı ki babam sevmiyor yada babam sevilmeyecek insan mı ki annem onu sevmiyor gibi bir arada kalıştır.
Bu aşamaların tamamında hem çocuğa hem de ebeveyne çok iyi anlamda destek olunmalıdır. Psikanalist Figtor’un boşanan ebeveynler çocuklarıyla da boşanıyorlardır düşüncesi Türk sosyal yapısında çok fazla olmamaklar birlikte batı toplumlarında oldukça yaygındır. Ebeveynler boşandıktan sonra çocuklarına karşı sorumluluklarının bittiği gibi bazı düşüncelere kapılabilirler, ancak bunu kesin bir dille onlara açıklamak durumundayız. Ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumlulukları asla bitmez ve boşansalar bile ömür boyu onların ebeveynleri olarak kalacaklardır.
Boşanma sonunda eşlerde kazanan veya kaybeden taraflar olabilir ancak çocuklar daima kaybederler. Ebeveyneler boşanmayı yeni bir başlangıç olarak görebilirler ancak çocuklar için durum böyle değildir. Çocuklar bu durumdan oldukça etkilenirler.
Bütün çocuklar boşanmadan etkilendiğini, üzüldüğünü veya ebeveynlerini özlediklerini dile getirmeyebilirler. Bu durumlarda ebeveynler çocuklarının boşanmadan etkilenmediğini düşünürler. Ancak durum böyle değildir. Çocuklar bu etkiyi farklı bir biçimde ortaya koyuyordur. Bazen agresif davranan çocuklar, annesine özellikler kocalık taslama çabaları olan ergen erkek çocuklar olabilir. Bazen de bu durum içine kapanma şeklinde ortaya çıkabilir.
Kısacası çocuklar boşanmadan oldukça etkilenirler. Bu doğrultudan hareketle boşanma durumlarında eşlerin hem kendilerinin, hem de çocuklarının bu dönemi daha sağlıklı geçirebilmeleri için çeşitli destek çalışmaları yapılmaları gerekmektedir.
Ne gibi çalışmalar yapılabilir? Boşanma durumlarında kişiler ebeveyn olduklarını unutmamalı ve bu durumu çocuklarına uygun bir dille ifade edebilmeliler. Hem anne hem de baba çocukla ayrı ayrı konuşmalı ve bu süreçte onun her zaman yanında olacaklarını dile getirmeliler. Ebeveynler çocuklarının her ihtiyacını karşılamalı, onu hiçbir zaman ilgisiz ve sevgisiz bırakmamalılar. Ebeveynler çocukları ve kendileri için boşanma sonrası hayatlarının eskisinden kötü olmaması için hatta daha iyi olması için çaba sarf etmeliler. Bu süreçte gerektiğinde destek almak için bir uzamana başvurmalılar.

Adem Tatar
Psikolojik Danışman

Sınav Kaygısı

Kaygı, bir durumu veya herhangi bir değerlendirme ortamında bireylerin yaşadığı fizyolojik , davranışsal ve bilişsel yönleri olan hoşlanılmayan bir duygusal ya da heycansal durumdur.
Sınav kaygısının doğasını inceleyen araştırma sonuçlarına göre kaygı yaşantısının iki temel öğesi vardır.
HEYECAN : Sinir sisteminin uyarılmasından kaynaklanan kalp çarpıntısı, mide bulantısı, panik gibi duygusal ve fizyolojik yaşantılardır.
ENDİŞE ve KURUNTU : Başarısızlık sonuçları olumsuz benlik değerlendirmeleri kendini başkalarıyla kıyaslama bilişsel unsurlar olarak da başarısızlığın sonuçlarını düşüncesi ve kötü yapacağı beklentisi.

Devamını oku

Psikolog mu Psikiyatrist mi?

Psikiyatrist: Tıp fakültesinden tıp doktoru olarak mezun olurlar ve uzmanlıklarını psikiyatri alanında yaparlar. Psikiyatristler tıp hekimi olduklarından ilaç verme yetkisine sahiptir. Eğer eğitimini almışlarsa psikoterapi de yapabilirler ancak psikoterapi eğitimi ayrıca alınır okulda bu eğitim verilmez.

Psikolog: Fen-Edebiyat veya benzeri fakültelerden mezun olurlar. Psikologlar sadece psikoterapi veya psikolojik destek vb alanlarda çalışmazlar. Reklamdan insan kaynaklarına kadar pek çok alanda çalışırlar. Psikolojinin Endüstri Psikolojisi, Trafik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Eğitim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji gibi alt alanları vardır. Psikologlar insan psikolojisinin her alanında yetişirler ve sadece hastalıklarla, yani psikopatoloji ile ilgilenmezler.Sağlıklı insanların psikolojisi psikiyatristlerin ilgi alannına girmez. Psikiyatristler sadece psikiyatrik rahatsızlıklar ile ilgilenirler.

Devamını oku

Çocukta Alt Islatma Enuresis

Genellikle çocuklar mesane kontrolü gerçekleştirinceye kadar, yani ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar geceleri altlarını ıslatırlar. Gündüz kontrol 2 yaş dolaylarında, gece kontrol ise 3,5-4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocukların idrar ve dışkı kontrolünü kazandıkları dört yaşından sonra alt ıslatmanın devam etmesi enuresis adını almaktadır. Enuresisin hem sık görülmesi hem de çocuk ve anne baba için zor bir durum olması bakımından davranış bozuklukları içinde en önemlisi sayılmaktadır.

Devamını oku

Terkedilmek

……Ben onunla yeniden bir araya geliriz diye hiç geçirmedim beni terkettiğinden beri aklımdan, zaten bunu …

Kabullenmek

Gece arkasını döndü güne, siyah örtüsünü çekti dünyanın üzerine, her canlı kendi karanlığına gizlendi, ben …

Ölüm Korkusu

Ne için yaratıldım ben? Öleceğim kesinse yaşamımın anlamı ne? Bu soruya cevap bulduğumda ne elde etmiş olurum? …